Türkiye, Nükleer Enerjide 4. Nesil Teknolojiyi Geliştiriyor

Türkiye, 4. nesil nükleer enerji teknolojisi ile bölgeye yayılmayı hedefliyor. Sodyum soğutmalı reaktörler için sanayi ekosistemi kurulacak.

Küresel enerji arz güvenliği ve iklim hedefleri, nükleer enerjiyi yeniden gündeme getirirken, Türkiye bu alanda yalnızca bir kullanıcı değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren bir güç olma yolunda ilerliyor. Sodyum soğutmalı 4. nesil Küçük Modüler Reaktörler (SMR) ile Türkiye’de yeni bir sanayi ekosistemi oluşturulması ve çevre ülkelerle bu teknolojinin paylaşılması hedefleniyor.

Artan elektrik talebi, yapay zeka, veri merkezleri ve ağır sanayi gibi alanlarda nükleer enerjiyi küresel enerji mimarisinin merkezine yerleştiriyor. COP28 ve COP29 zirvelerinde, küresel nükleer kapasitenin 2050 yılına kadar üç katına çıkarılarak 1.500 GW seviyesine ulaşılması hedefleniyor. Bu durum, trilyon dolarlık büyük bir yatırım pazarını da beraberinde getiriyor.

Bu yeni dönemde, esnek yapısı ve düşük maliyet potansiyeli ile dikkat çeken SMR’lar ön plana çıkıyor. 2030 yılına kadar SMR pazarının 50 milyar dolara ulaşması bekleniyor. SMR alanındaki ticari fizibilitenin en önemli unsurlarından biri, yatırım maliyetlerinin düşürülmesi. Büyük ölçekli nükleer santrallerde yatırım maliyetleri kilowatt başına ortalama 7 bin dolar seviyesindeyken, SMR’larda bu maliyetin ilk uygulamalarda 5 bin dolara, seri üretim aşamasında ise 3 bin dolara çekilmesi hedefleniyor.

100 MW sınıfındaki bir SMR için ilk yatırımın daha yüksek olacağı öngörülüyor, ancak seri üretim ve standartlaşma ile birlikte yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım yapılması planlanıyor. IC Nükleer Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bayar, bu hedefin gerçekleştirilmesinin modüler üretim, yerli tedarik zinciri, lisanslama süreçlerinin olgunlaşması ve yatırım sürelerinin kısalmasıyla mümkün olacağını belirtiyor.

Türkiye’nin 2050 yılına kadar planladığı 20 GW’lık nükleer kapasite hedefinde 5.000 MW’lık SMR payının stratejik önemine dikkat çeken Bayar, Türkiye’nin bu alanda sadece bir müşteri olarak kalmayıp, kendi mühendislik ve sanayi ekosistemini kurarak bölgesel bir merkez olacağını vurguladı. Bayar, 5.000 MW’lık gücün beşte birine talip olduklarını ifade etti.

IC Nükleer Teknoloji’nin ABD merkezli ARC Clean Technology ile başlattığı stratejik iş birliği, sıradan bir teknoloji transferi olmadığını belirten Bayar, bu ortaklığın mevcut teknolojiyi geliştirerek yerli tedarik zincirini güçlendirmeyi amaçladığını söyledi. Hedef, Türkiye’de geliştirilecek bu kapasite ile çevre coğrafyalara da çözümler sunmak.

Bayar, SMR’ların yalnızca elektrik üretim tesisleri olarak değil, aynı zamanda yapay zeka ve bulut bilişim teknolojileri ile çalışan büyük veri merkezleri için de önemli bir çözüm olabileceğini ifade etti. ARC-100 tasarımı gibi sodyum soğutmalı 4. nesil reaktörlerin yüksek sıcaklıkta proses ısısı sağlayabildiğini ve bu ısının yüksek enerji yoğun sanayi kollarında doğrudan kullanılabileceğini belirtti. Yatırım noktalarının ağır sanayi kuruluşlarına yakın bölgelerde olacağını aktaran Bayar, 2030’da ilk reaktörü tamamlamayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

Murad Bayar, büyük ölçekli nükleer santrallerde kilowatt başına yatırım maliyetlerinin 7 bin dolar seviyesinde seyrettiğini, SMR’larda ise seri üretim ve standartlaşma ile bu rakamın çok daha aşağıya çekileceğini ifade etti. 100 MW sınıfındaki bir SMR için yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım öngörüldüğünü belirten Bayar, IC Nükleer Teknoloji’nin uzun vadeli iş planlarında Türkiye’de 10, bölgede ise 20 reaktör potansiyeli üzerinde çalıştığını açıkladı.

SMR’ların Türkiye açısından yalnızca yeni elektrik üretim kapasitesi anlamına gelmediğini vurgulayan Bayar, bu teknolojilerin arkasında çok katmanlı bir sanayi ve mühendislik ekosistemi bulunduğunu ifade etti. Her bir SMR uygulamasının arkasında nükleer ada, türbin-jeneratör sistemi, ısı değiştiriciler, pompalar, vanalar, kontrol ve otomasyon sistemleri, elektrik ekipmanları, inşaat ve montaj işleri, test altyapısı, kalite güvence, dokümantasyon ve lisanslama süreçlerini kapsayan geniş bir tedarik zinciri yer alıyor. Bu nedenle SMR alanında gelişmek, yalnızca bir reaktör teknolojisine erişmek değil, aynı zamanda bu teknolojinin etrafında geniş bir yan sanayi ve mühendislik ekosistemi kurmak anlamına geliyor.

Nükleer teknoloji alanında kalıcı olmanın yolunun yetişmiş insan kaynağından geçtiğini belirten Bayar, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile stratejik bir protokol imzaladıklarını açıkladı. Bu iş birliği ile Türkiye’de kurulacak nükleer teknopark kapsamında yerli reaktör geliştirme sürecine katkı sağlanması hedefleniyor. IC Nükleer Teknoloji, zaman içinde 150 kişilik nitelikli bir teknik ve mühendislik kadrosu oluşturarak genç mühendisleri bu sektöre kazandırmayı amaçlıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu