İran Savaşı, Asya’daki Teknoloji ve Enerji Dengesini Sarsıyor
İran savaşı, Asya’nın teknoloji ve enerji tedarik zincirlerinde köklü değişikliklere yol açıyor.
İran’daki savaş ve Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizlikler, Asya’nın enerji ve teknoloji tedarik zincirlerinde önemli değişimlere yol açıyor. Bölgedeki ülkeler, enerji güvenliği ve kritik ham maddelere erişim konusunda giderek daha fazla Çin merkezli sistemlere yöneliyor. Bu durum, savaşın teknoloji jeopolitiğini yeniden şekillendirdiği düşüncesini doğuruyor.
Nikkei Asia’nın haberine göre, İran savaşının etkisiyle enerji güvenliği, yalnızca petrol ve doğal gaz piyasalarını değil, aynı zamanda teknoloji üretim zincirlerini de doğrudan etkiliyor. Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin artmasıyla Asya ülkeleri, kritik teknoloji üretiminde kullanılan ham maddeler konusunda ciddi tedarik baskısı yaşıyor. Birçok ülke, bu süreçte Çin merkezli tedarik ağlarına daha bağımlı hale geliyor.
ABD’nin askeri gücünün Orta Doğu’da Çin teknolojileriyle dolaylı bir şekilde karşı karşıya geldiği değerlendiriliyor. Çin’in İran’a uydu ve yapay zeka desteği sağlayarak ABD güçlerine karşı dolaylı bir rol üstlendiği ifade ediliyor. Donald Trump’ın Çin ziyareti sırasında Washington yönetiminin bu durumu daha net bir şekilde değerlendirdiği kaydediliyor.
Savaşın teknoloji sektörüne en belirgin etkilerinden biri yarı iletken üretimi alanında görülüyor. 2025 yılı itibarıyla Katar’ın Güney Kore’nin helyum ihtiyacının yüzde 65’ini karşılayacağı belirtilirken, Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatların aksaması nedeniyle bazı çip üreticilerinin yalnızca haziran sonuna kadar yetecek helyum stokuna sahip olduğu ifade ediliyor. Helyum, yarı iletken üretiminde kritik bir ham madde olarak öne çıkıyor. Güney Kore ekonomisinin ilk çeyrek büyümesinin yüzde 55’inin çip üretiminden geldiği, olası helyum yetersizliğinin üretimi ciddi şekilde yavaşlatabileceği vurgulanıyor. Seul yönetimi alternatif helyum kaynakları arayışına girmişken, ABD’nin fazla helyum üretimi yapmadığı, Rusya’nın ise alternatif büyük tedarikçi olarak öne çıktığı belirtiliyor. Rusya’nın geçen yıl Çin’in helyum ihtiyacının yüzde 50’sinden fazlasını karşıladığı ifade ediliyor.
Yükselen petrol fiyatlarının Asya’da elektrikli araçlara geçişi hızlandırdığı gözlemleniyor. Avustralya Ulusal Bankası’nın verilerine göre, mart ayında elektrikli araç kredileri yüzde 100 oranında artarken, Vietnam’daki otomobil galerilerinde müşterilerin yaklaşık yarısı benzinli araçlardan elektrikli modellere yöneliyor. Çinli BYD’nin Bangkok otomobil fuarında ilk kez Toyota’yı geride bırakarak en fazla satış anlaşması yapan marka olduğu kaydediliyor. İran savaşı sonrası Çin’in batarya ihracatında ilk çeyrekte yüzde 50 artış yaşandığı, lityum ihracatının da yüzde 50 yükseldiği aktarılıyor. Çin’in elektrikli araç ihracatının ise yüzde 77,5 oranında arttığı belirtiliyor.
Asya hükümetlerinin temiz enerji projelerini hızlandırdığı, Endonezya’nın yaklaşık 120 milyon benzinli motosikleti elektrikli modele dönüştürmeyi planladığı ifade ediliyor. Ülkenin on yıl sonunda 100 gigawatt güneş enerjisi kapasitesine ulaşmayı hedeflediği kaydediliyor. Çin’in Endonezya’nın temiz enerji sektörüne milyarlarca dolarlık yatırım yaptığı belirtilirken, Asya’nın temiz enerjiye yönelmesinin bölgeyi uzun vadede Çin etkisi altına alabileceği ifade ediliyor. Çin şirketlerinin dünya lityum madenciliği kapasitesinin yüzde 25’ini kontrol ettiği, elektrikli araç ve temiz enerji talebindeki artışın Çin’in daha fazla lityum arayışına yönelmesine neden olabileceği vurgulanıyor. Bu durum, ABD ile Çin arasında yeni rekabet alanları yaratabilir ve özellikle Arjantin, Bolivya ve Şili’den oluşan “Lityum Üçgeni” üzerinde rekabetin yoğunlaşabileceği ifade ediliyor. Dünya lityum rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’inin bu bölgede bulunduğu belirtiliyor.
Avrupa Birliği’nin yeni Sanayi Hızlandırma Yasası’nın Çin şirketlerini teknoloji paylaşımına zorladığı, Pekin yönetiminin buna karşı “karşı önlem” tehdidinde bulunduğu kaydediliyor. Bu durum, Çin teknolojisinin Avrupa’ya akışını yavaşlatabilir ve Avrupa’nın enerji hedeflerini etkileyebilir. ABD’nin Çinli lityum üreticilerine yaptırım uygulama ihtimalinin de tartışıldığı, Çin’in Avrupa’ya temiz enerji akışını durdurma seçeneğine sahip olduğu ifade ediliyor.
İran’ın ABD veri merkezlerine yönelik saldırıları yeniden başlatabileceği değerlendirilirken, bunun Asya’daki teknoloji altyapısında zincirleme etkilere yol açabileceği belirtiliyor. ABD teknoloji altyapısının “güvensiz” olarak algılanmaya başlanabileceği, buna karşın Çin altyapısının savaş koşullarına daha dayanıklı ve güvenli olarak görülebileceği ifade ediliyor. Temiz enerji üretiminde kullanılan sülfürün yüzde 30 ila 50’sinin Hürmüz Boğazı üzerinden taşındığı belirtilirken, Çin’in kömür ve pirit kaynaklı büyük sülfür stoklarına sahip olduğu aktarılıyor. Nikkei Asia’nın değerlendirmelerine göre, İran savaşı Asya teknoloji tedarik zincirleri üzerinde ağır baskı oluştururken, bölgede Batı’dan uzaklaşan daha kalıcı bir dönüşüm riskini de beraberinde getiriyor.




