Balkanlar’da Yeni Stratejik Gelişmeler ve Türkiye’nin Rolü
Balkanlar’da Türkiye’nin rolü ve yeni stratejik gelişmeler üzerine detaylı bir analiz.
Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak değerlendirirken, Avrupa’daki şirketlerin bu projelerde yer almasına karşı çıkmaya devam ediyor. Ancak, Macaristan ve İspanya’nın petrol şirketlerinin Libya açıklarında Türkiye ile işbirliği yapması, Avrupa Birliği içindeki ikna çabalarının yeterli olmadığını gösteriyor.
Ortadoğu’daki çatışmaların ardından, bölgedeki güç dengeleri yalnızca Gazze, Suriye veya İran ile sınırlı kalmamış; son gelişmeler, Doğu Akdeniz ve Balkanlar’ın yeni güç mücadele alanları haline geldiğini ortaya koyuyor.
Libya’da Türkiye ile Mısır’ın işbirliği yapmaya başlaması, Kıbrıs’ta yeni çözüm önerilerinin gündeme gelmesi ve İsrail’in Balkanlar’daki diplomatik faaliyetlerinin artması, birbirleriyle bağlantılı gelişmeler olarak değerlendiriliyor.
Yeni oluşan dengede, Washington merkezli bir “bölgesel mühendislik” anlayışının etkileri belirginleşiyor; Türkiye, Libya ve Ortadoğu’da önemli roller üstlenirken, Kıbrıs meselesi Avrupa Birliği’nin güvenlik ve enerji stratejisi çerçevesinde yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor.
Libya’da Türkiye-Mısır İşbirliği
Libya iç savaşında uzun süre tek bir tarafı destekleyen Türkiye, Mısır ile ilişkilerini normalleştirdikten sonra yeni bir yönelim içine girdi. Ankara, Libya’nın yeniden birleşmesi için Kahire ile birlikte hareket ediyor.
20 Haziran’da Kahire’de gerçekleştirilen ve Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ile ABD Başkanı’nın danışmanının katıldığı görüşmeler, bu işbirliğinin ilk somut adımları olarak öne çıkıyor.
Önceden Libya’nın batısında Türkiye, doğusunda ise Mısır etkiliydi. Ancak artık Kahire’nin Trablus’a, Ankara’nın ise Bingazi’ye uzandığı görülüyor. Mısır İstihbarat Başkanı’nın Trablus’ta Abdulhamid Dibeybe ile görüşmesi ve ardından MİT Başkanı’nın Bingazi’de Saddam Hafter ile bir araya gelmesi, bu yeni işbirliğinin önemli işaretleri arasında yer alıyor. Libya’daki bölünmüş yapı, Türkiye ve Mısır’ın çabalarıyla birleştirilerek yeni bir düzenin temelleri atılıyor.
Son aylarda Libya’da savaşan taraflar, ABD’nin arabuluculuğunda ilk kez ortak bir bütçe üzerinde anlaşmaya vardı. Parlamento, Devlet Konseyi ve Başkanlık Konseyi, seçimlere yönelik bir yol haritasında uzlaşmaya çok yaklaştı. Ayrıca, doğu ve batı Libya güçleri, ABD Afrika Komutanlığı gözetiminde ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmeye başladı.
Türkiye’nin Enerji Koridoru Stratejisi
Bu süreçte Türkiye Petrolleri’nin Libya Ulusal Petrol Kurumu ile İspanyol enerji şirketi Repsol ve Macar MOL ile yeni deniz arama anlaşması imzalaması dikkat çekiyor.
Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar, İsrail ve Fransa ile işbirliği yaparak Kıbrıs Adası çevresinde Türkiye’yi etkisiz hale getirmeye çalışırken, Ankara’nın karşı hamlesinin Libya’da gerçekleştiğini söylemek mümkün.
Yunanistan, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Antlaşması’nı “yasadışı” olarak nitelendirirken, Avrupa’daki şirketlerin bu projelerde yer almasına karşı çıkıyordu. Ancak, Macaristan ve İspanya’nın petrol şirketlerinin Libya açıklarında Türkiye ile işbirliği yapması, bu durumun önemini artırıyor.
Kıbrıs’ta Yeni Çözüm Önerileri
Akdeniz’in batısında Türkiye’nin etkisinin arttığı bu gelişmeler yaşanırken, Kıbrıs’taki durum Türkiye açısından pek iç açıcı değil. Rum basınında yer alan haberlere göre, BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in üzerinde çalıştığı plan, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın Rum tarafına bırakılması karşılığında Kıbrıs Türk tarafına bazı siyasi kazanımlar sunmayı öngörüyor.
Bu plan çerçevesinde, Kıbrıslı Türklerin uzun zamandır talep ettikleri doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve doğrudan temas gibi hakların önü açılacak. Ancak buna karşılık güvenlik mimarisinde değişiklik yapılacak ve Türkiye’nin etkin garantörlüğünün yerini NATO merkezli yeni bir sistem alacak.
Kıbrıs üzerindeki Türkiye garantileri, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki nüfuzu açısından kritik öneme sahip. Eğer bu plan masaya gelirse, Kıbrıslı Türkler’e verilecek bazı küçük kazanımlar karşılığında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki denklemden dışlanması söz konusu olabilir. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin (perde gerisinden Fransa’nın da dahil olduğu) öncülüğünde, Türkiye’nin dikkatli olması gereken bir “siyasi mühendislik” süreci yaşanıyor.
Kıbrıs’ta Türkiye’nin Stratejik Derinliği
Kıbrıs meselesinin Türkiye için sadece bir ada üzerindeki egemenlik mücadelesi olmadığını unutmamak gerekiyor. Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın önemi, yalnızca harita üzerindeki birkaç bölge ile sınırlı değil;
Maraş, Doğu Akdeniz’in en değerli turizm bölgelerinden biri. Güzelyurt, KKTC’nin tarımsal üretim merkezi ve Türkiye’den gelen suyun hayat verdiği en verimli alanlardan biri. Mesarya ise Lefkoşa ile Gazimağusa arasındaki stratejik bir koridor.
Bu nedenle bu bölgelerin statüsü, yalnızca Kıbrıs Türklerinin geleceğini değil, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki savunma ve enerji stratejisini de doğrudan etkiliyor. Ankara’nın garantörlük, eşitlik ve güvenlik konularında geri adım atması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu kaybetmesi anlamına gelebilir.
İsrail’in Balkanlar’daki Etkisi
Denklemin bir diğer boyutu ise Balkanlar. Son yıllarda İsrail’in bölgedeki görünürlüğü önemli ölçüde arttı. İsrail’in Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile geliştirdiği ilişkiler, sıradan diplomatik temasların ötesine geçti. Arnavutluk’taki ilişkiler ağına, ABD Başkanı Trump’ın damadı Jared Kushner bile dahil oldu. Arnavut halkı, Rama’nın Kushner ve ailesine tahsis ettiği eğlence ve tatil merkezi yapılacak ada nedeniyle haftalardır sokaklarda protesto gösterileri düzenliyor.
Ancak asıl dikkat çeken gelişme, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic arasındaki görüşme oldu. Görüşmede Bosna-Hersek bayrağının bulunmaması ve yalnızca Sırp Cumhuriyeti’nin sembollerinin kullanılması, uluslararası basında geniş yankı uyandırdı.
İsrail Dışişleri Bakanı’nın görüşme sonrasında “Sırplar İsrail’in gerçek dostlarıdır” mesajı vermesi ve Bosna’daki Hristiyan azınlıkların korunması söylemini öne çıkarması, İsrail’in Balkanlar’da yeni siyasi istikrarsızlıkları tetikleme peşinde olduğunu gösteriyor.
Yeni Düzenin Şifreleri
Bu tabloya genel olarak bakıldığında dikkat çekici bir iş bölümü gözlemleniyor. Libya’da Türkiye ve Mısır, ABD ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle yeni bir siyasi denge kurmaya hazırlanıyor.
Kıbrıs’ta, Türkiye’nin güvenlik rolünü yeniden tanımlamayı hedefleyen formüller gündeme geliyor. Burada Avrupa Birliği devrede.
Balkanlar’da ise İsrail, Sırbistan ve Bosnalı Sırplar üzerinden yeni nüfuz alanları oluşturmaya çalışıyor.
Tüm bu gelişmeler bir araya getirildiğinde, Washington öncülüğünde yeni bir bölgesel paylaşımın şekillenip şekillenmediği sorusu akıllara geliyor. Türkiye’nin Libya, Suriye ve Ortadoğu’daki rolünün kabul gördüğü; buna karşılık Doğu Akdeniz’in Avrupa güvenlik mimarisi içinde yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir süreç mi yaşanıyor?
Doğu Akdeniz ve Balkanlar, önümüzdeki dönemde yalnızca enerji ve güvenlik rekabetinin değil, aynı zamanda küresel güç mücadelesinin yeni cepheleri haline geleceğe benziyor. Kıbrıs’tan Libya’ya, Bosna’dan Bingazi’ye uzanan gelişmeler, bölgesel dinamiklerin ötesinde daha büyük bir stratejik dönüşümün habercisi gibi görünüyor.




