Kuraklık Kömürü Vurdu: Türkiye’nin Su Kaynakları Tehdit Altında
Kuraklık, Türkiye’deki kömürlü santralları tehdit ediyor. Uzmanlar, su kaynaklarının korunması için acil önlemler alınması gerektiğini vurguluyor.
Avrupa’da yaşanan kuraklık ve düşen nehir seviyeleri, kömürle çalışan termik santralları olumsuz etkiliyor. Türkiye, 37 aktif kömürlü termik santrala sahip olması nedeniyle bu durumdan büyük bir tehdit altında. Uzmanlar, COP31 Başkanlığı görevini üstlenecek olan Türkiye’nin su kaynaklarını koruma ve iklim kriziyle mücadele etmek adına kömürden çıkış takvimini acilen açıklaması gerektiğini ifade ediyor.
4 Ağustos Salı günü Polonya’nın Enea enerji şirketi, Vistula Nehri’ndeki su seviyelerinin kritik derecede düşmesi nedeniyle Kozienice ve Połaniec kömür santrallarında üretimi azaltmak zorunda kaldı. Bu durum, Polonya’nın elektrik kapasitesinin yaklaşık %2’sini (1,3 GW) sistemden çıkardı ve elektrik kesintilerine yol açtı. Sıcak hava dalgaları ve kuraklık, Avrupa’daki su kaynaklarını rekor seviyelere düşürerek fosil yakıt santrallarının iklim krizine karşı ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
Kozienice santralı, Polonya’nın taş kömürüyle çalışan en büyük elektrik santralı olup, 4 GW kapasiteye sahiptir. 5 Ağustos’ta nehir debisinin 135 m³/s seviyesine düşmesi, şiddetli kuraklık koşullarını ortaya koydu. Santralin soğutma sistemi, nehirden saniyede yaklaşık 80-100 m³ su çekiyor ki bu, mevcut debinin yarısından fazlasına denk geliyor. Araştırmalar, santralin soğutma sisteminin her yıl 23 balık türüne ait 102 milyon balık larvasının ölümüne neden olduğunu gösteriyor.
Buna rağmen Enea, Kozienice sahasında 1,3 GW kapasiteli yeni bir gaz santralı kurma planlarını sürdürüyor. Yeni tesisin mevcut kömür üniteleriyle eş zamanlı olarak işletilmesi hedefleniyor. Bu durum, Vistula Nehri ekosistemi üzerindeki baskıyı artırabilir. Gaz ünitelerinin inşaatına 2026 yılında başlanması ve 2029’da faaliyete geçmesi bekleniyor. Mevcut kömürlü termik santralların ise 2032 yılına kadar devre dışı bırakılması planlanıyor.
Beyond Fossil Fuels kampanyacısı Kasia Szeniawska, kömürlü termik santrallarının kendi yarattıkları sorunların bedelini ödediğini belirterek, sıcak hava dalgaları ve kuraklıkların fosil yakıta dayalı enerji sistemlerinin zayıf yönlerini ortaya koyduğunu vurguladı. Çoğu AB ülkesi kömür kullanımını azaltırken, Polonya’nın kömürden çıkış planı yapmada başarısız olduğunu ve çevre sorunlarını daha da ağırlaştıracak yeni gaz santralları inşa ettiğini ifade etti. Szeniawska, Polonya’nın bu durumu fırsat bilerek yenilenebilir enerjiye yatırım yapması gerektiğini belirtti.
Polonya’daki bu durum, Türkiye’deki kömürlü termik santrallara dikkat çekiyor. Türkiye’deki 37 aktif kömürlü termik santral, ülke elektriğinin %34’ünü karşılıyor. Bu santrallarda üretilen elektriğin üçte ikisi ithal kömürden sağlanıyor. Elektrik sektörü her yıl yaklaşık 285 milyar metreküp su çekiyor ve 15 milyar metreküp su tüketiyor. Kömür, enerji kaynakları arasında en fazla su tüketen kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye’deki kömürlü termik santralların su tüketimi oldukça yüksek. Örneğin, Yatağan Termik Santralı, bir yılda 45 bin nüfuslu Yatağan ilçesinin toplam kentsel su tüketiminin 7,5 katı kadar su tüketiyor. Yeniköy Termik Santralı’nın yıllık su tüketimi ise 132 bin nüfuslu Milas ilçesinin yıllık kentsel su tüketiminin 2,5 katına yakın.
Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Emel Türker Alpay, kömür sektörünün Türkiye’nin kısıtlı su varlıklarını gasp ettiğini hatırlattı. Alpay, 500 megavatlık bir kömürlü termik santralin, açık devre soğutma sisteminde her üç dakikada bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su çektiğini belirtti. Yatağan’daki santral, tek başına bir ilçenin kentsel su tüketiminin 7,5 katı kadar su harcıyor. Alpay, bölgedeki madenlerin susuzlaştırılmasının yer altı su varlıklarını yok ettiğini ve bu durumun tarımı da olumsuz etkilediğini ifade etti.
Alpay, kömürlü termik santralların doğaya saldığı cıva miktarının da büyük bir risk oluşturduğunu vurguladı. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarından her yıl 1 tondan fazla cıva doğaya salınıyor ve bu cıvanın %20’si Akdeniz’de deniz suyuna karışarak besin zincirine girmekte. Alpay, 2026-2030 Ulusal Su Planı’na da değinerek, su kaynaklarının kullanımında enerji üretiminin önceliklendirilmemesi gerektiğini ve kömür odaklı enerji politikalarından vazgeçilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin, COP31’e başkanlık yapacak olması nedeniyle kömürden çıkış tarihini açıklaması ve yeni kömürlü termik santral yapılmayacağına dair taahhütte bulunması gerektiğini vurguladı.




