Sürdürülebilirlik Tartışmaları Artarken, Gerçek Dönüşüm Bekleniyor
Tekstil sektöründe sürdürülebilirlik tartışmaları sürerken, gerçek dönüşümün ne zaman başlayacağı merak ediliyor.
Son yıllarda tekstil alanında sürdürülebilirlik, herkesin gündeminde yer alan bir kavram haline geldi. Ancak bu kavramın sektörde gerçek bir karşılığı olup olmadığı sorgulanıyor. 4-7 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilen IFCO Hazır Giyim ve Moda Fuarı’nda sürdürülebilirlik konusunu ele aldık.
BLUPROJECTS Kurucusu Sinem Çelik, moda ve tekstil sektöründe sürdürülebilirliği konuşmayan marka veya üretici kalmadığını belirtiyor. Ancak verilere bakıldığında, bu yoğun söyleme rağmen kayda değer bir ilerleme sağlanamadığı görülüyor. Tüketicilerin sürdürülebilirlik konusundaki inançları düşük, malzeme ve üretim süreçleri de olumlu bir tablo çizmiyor. Son 15 yılda ürünlerin giyim ömrü yüzde 35 oranında kısaldı ve global ölçekte bir ürün, bir yıl içinde ortalama sadece 7 kez giyiliyor. Yani, satın alınan bir ürün, bu kadar kullanımın ardından atığa dönüşüyor. Tekstil endüstrisi, her yıl üretilen 10 üründen 7’sini bir sonraki yıla taşıyamıyor. Bu ürünlerin çoğu, ya ihtiyaç fazlası üretim nedeniyle ya da pazarlama anlayışının bir sonucu olarak kullanılmadan atılıyor. Sektör, uzun yıllar boyunca üret-kullan-at modeliyle büyüdü. Geri dönüşüm, çözüm olarak sunulsa da, tekstilden tekstile geri dönüşüm oranı yüzde 1’in üzerine çıkamıyor. Mevcut ayrıştırma ve geri dönüşüm teknolojileriyle bu oranın artırılması oldukça zor. Mağazalarda görülen toplama kutuları, tüketicilere ürünlerin geri dönüştürüldüğü izlenimini veriyor, ancak gerçek durum böyle değil. Tasarım, artık yalnızca estetikle ilgili değil, aynı zamanda bir sorun çözme pratiği olmalıdır. Atık oluşmadan önce ne yapılabileceği üzerine düşünmemiz gerekiyor. Tasarım ve ürün geliştirme sürecinde yapılan denemelerin ortalama yüzde 30’u, üretim aşamasında atığa dönüşüyor. Yapay zekanın bu süreçlere entegrasyonu, sistemi köklü bir şekilde değiştirme potansiyeline sahip. Sektördeki regülasyonların artması ve Z kuşağının sorgulayıcı yaklaşımı, markalar üzerindeki baskıyı artırıyor. Sürdürülebilirlik, artık niyet beyanıyla ya da etiketle geçiştirilebilecek bir alan değil.
Ozmoz ve Clean&Safe Kurucusu Mukadder Özden, sürdürülebilirliğin pazarlama için eklenmiş bir kavram olmadığını, yıllar içinde oluşmuş bir üretim kültürü olduğunu vurguluyor. 2000’li yıllarda büyük alıcıların getirdiği etik ticaret ve çalışma koşullarına ilişkin standartlar, sektörde önemli bir dönüşüm sağladı. Bugün ihracat yapan firmalarda bu ihlallerin görülmemesi, bu sürecin ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Organik ve sertifikalı üretim, bir yük olarak görülmemeli; bu yaklaşım uzun vadede kaliteyi ve izlenebilirliği artırıyor. Ancak artan maliyetler ve fiyat baskısı, sürdürülebilir üretimi giderek zorlaştırıyor. Türkiye’de yükselen enflasyon, artan işçilik ve girdi maliyetlerine karşın döviz kurlarının aynı oranda artmaması, üreticileri ciddi şekilde zorluyor. Sürdürülebilir üretim yapan birçok firma, sertifikalarını askıya almaya ya da bu alandan tamamen vazgeçmeye başladı. Sektörde ‘zor oyunu bozar’ sözü giderek daha sık dile getiriliyor. Ancak biz hâlâ bu işten vazgeçmedik ve denetimlerden geçmeye, belgelerimizi yenilemeye devam ediyoruz. Sürdürülebilirliğin yaygın ve kalıcı olabilmesi için, bu standartları talep eden markaların fiyat beklentilerini ticari gerçeklerle uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Aksi takdirde sürdürülebilirlik, üretici tarafında iyi niyetle başlayan ama sürdürülemez hale gelen bir çabaya dönüşüyor.
İstanbul Moda Akademisi Kreatif Direktörü Raf Stesmans, modada sürdürülebilirliğin temellerinin kendileri ve öncekiler tarafından atıldığını ifade ediyor. Ancak günümüzde Z kuşağının bu konuyu yalnızca bir söylem olarak değil, tasarım pratiği olarak ele aldığını gözlemliyor. Öğrencileri, projelerinde doğada çözünebilen selüloz bazlı kumaşları, geri dönüştürülmüş iplikleri, atık tekstillerden yeniden üretilmiş yüzeyleri ve kimyasal yükü düşük boyama tekniklerini bilinçli bir şekilde tercih ediyor. Sürdürülebilirlik, onlar için estetikten ayrı bir başlık değil, tasarımın başlangıç noktası. Türkiye, güçlü tekstil altyapısı ve genç tasarımcıların bu yaklaşımıyla modada sürdürülebilirlik açısından ciddi bir potansiyel taşıyor.




