AB hidrojen kredileri: Kota düzeninde yeni dönem

AB hidrojen kredileri, ulusal tüketim kotalarının yerini alabilecek yeni bir modelin işaretini veriyor. Taslak düzenleme esnekliği artırmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği’nin mevcut Yenilenebilir Enerji Direktifi, belirli sanayi alanlarında kullanılan yenilenebilir biyolojik olmayan yakıtların (RFNBO) payının 2030’a kadar en az yüzde 42, 2035’e kadar ise yüzde 60 olmasını öngörüyor. İstisnalar ve esneklikler içeren bu kurallar, yalnızca hidrojen üretimini desteklemekle kalmıyor; belirli bir hidrojen türü için zorunlu bir pazar da oluşturuyor.

Avrupa Komisyonu personelince hazırlanan ve basına sızan etki değerlendirmesi, 2030 sonrası için farklı bir politika mimarisinin değerlendirildiğini gösteriyor. Taslaktaki tercih edilen L2 seçeneğinde, üye ülkeler için bağlayıcı RFNBO tüketim hedeflerinin kaldırılması; bunun yerine AB genelinde gösterge niteliğinde bir yenilenebilir hidrojen hedefi, finansman araçları ve talep yaratmayı amaçlayan bir kredi mekanizması kurulması öngörülüyor.

Belgenin henüz nihai bir Avrupa politikası olmadığı vurgulanıyor. Taslakta tamamlanmamış bölümler ve çözülmeyi bekleyen yöntemsel konular bulunuyor. Komisyonun, 2026 sonundan önce yasal teklif sunması beklenen 2030 sonrası yenilenebilir enerji çerçevesi üzerindeki hazırlıkları da sürüyor. Bu nedenle mevcut aşamada kesinleşmiş bir karardan çok, Komisyon personelinin hangi yönde seçenek aradığını değerlendirmek önem taşıyor.

Sızan çalışmada hidrojen tüketimine ilişkin tahminler de yeniden ele alınıyor. Merkez senaryoda 2040 yılı için 18 milyon ton elektrolitik hidrojen tüketimi öngörülürken, düşük hidrojen senaryosunda bu miktar 8 milyon, yüksek senaryoda ise 20 milyon ton olarak hesaplanıyor. Düşük hidrojen seçeneğinin yaklaşık 340 teravatsaat yenilenebilir elektrik gerektireceği belirtiliyor. Bu, merkez senaryoya kıyasla yaklaşık 335 teravatsaat daha az elektrik kullanımı anlamına geliyor.

Bu fark, hidrojen üretimi ile elektriğin doğrudan kullanımı arasındaki rekabet açısından önem taşıyor. Elektroliz yoluyla elektrik hidrojene dönüştürülürken önemli enerji kayıpları yaşanıyor; sıkıştırma, depolama, taşıma ve yeniden dönüştürme aşamaları da ek maliyet ve kayıplar yaratabiliyor. Elektrikli motorlar, ısı pompaları, bataryalar ve bazı sanayi süreçleri ise aynı elektriği dönüşüm zincirine girmeden kullanabiliyor. Taslak, hidrojenin hangi alanlarda tercih edilmesi gerektiğini kesin biçimde belirlemese de zorunlu hidrojen tüketiminin azaltılması, üretim için ayrılması gereken temiz elektrik miktarını düşürebilir.

Hidrojenin mevcut sanayi girdisi olarak kullanılmasıyla, politika yoluyla enerji taşıyıcısı olarak öne çıkarılması arasında da fark bulunuyor. Amonyak, rafineri ve kimya sektörleri hâlihazırda büyük ölçüde fosil kaynaklardan üretilen hidrojeni kullanıyor. Bu alanlarda karbon yoğunluğunu azaltmaya yönelik kurallar, var olan bir emisyon sorununa doğrudan müdahale edebilir. Ancak hidrojenin, aynı hizmeti sağlayabilecek alternatif teknolojiler varken belirli uygulamalarda zorunlu tutulması, politika tercihlerinin etkisini daha da artırıyor.

Mevcut sistemde belirli miktarda nitelikli hidrojenin tüketilmesi zorunlu olduğunda, şirketler tedarikçi seçimi konusunda rekabet edebiliyor; ancak hidrojenin ilgili hizmet için en ekonomik seçenek olup olmadığı daha sınırlı biçimde sorgulanıyor. AB hidrojen kredileri temelindeki olası yeni yapı ise uygun yenilenebilir hidrojen üretimi ve tüketiminin, yükümlülükleri daha esnek biçimde karşılamasına izin verebilir.

Bu esnekliğin kapsamı, nihai düzenlemenin ayrıntılarına bağlı olacak. Taslakta teknoloji nötr bir karbon fiyatından ziyade finansman, teşvik ve çarpanlar öne çıkıyor. Ayrıca diğer AB mevzuatının değişmeden yürürlükte kalması bekleniyor. ReFuelEU Havacılık düzenlemesi sentetik yakıtlar için asgari şartları korurken, FuelEU Denizcilik kuralları RFNBO’lara özel uygulamalar getiriyor ve belirli durumlarda ayrı bir alt hedef oluşturabiliyor. Alternatif Yakıtlar Altyapı Tüzüğü de TEN-T çekirdek ağı üzerinde hidrojen yakıt ikmal altyapısının kurulmasını öngörüyor.

Bu nedenle sızan taslak, Avrupa’nın hidrojenden vazgeçtiği ya da tüm karbonsuzlaşma teknolojilerini eşit şartlarda yarıştırmaya başladığı şeklinde yorumlanmamalı. Hidrojene özgü önemli politika araçları başka AB düzenlemelerinde varlığını sürdürecek. Kredi mekanizması ve çarpanların tasarımı da talebi belirli kullanım alanlarına yönlendirmeye devam edebilir.

Asıl değişiklik, kamu hedefi ile zorunlu hidrojen miktarı arasındaki ilişkinin yeniden kurulması olur. Mevcut sanayi kuralları, belirli bir yakıtın tüketimi üzerinden ulusal yükümlülükler getiriyor. Taslakta değerlendirilen yaklaşım ise yenilenebilir hidrojene kamu desteğini korurken, desteğin hangi bölgelerde ve hangi uygulamalarda kullanılacağını piyasa koşullarının daha fazla belirlemesine olanak tanıyabilir.

Bu ayrım, sanayi dönüşümünde ortaya çıkan yeni bilgilerin politika üzerindeki etkisi bakımından önem taşıyor. Elektrik fiyatları bölgelere göre değişebiliyor, projeler gecikebiliyor veya maliyet aşımlarına uğrayabiliyor, müşteriler öngörülen fiyatlardan sözleşme imzalamayabiliyor ve rakip teknolojiler hızla gelişebiliyor. Desteğin bu gelişmelere göre yön değiştirilebildiği bir sistem, başlangıçta belirlenen hidrojen miktarının her koşulda doldurulmasını gerektiren bir modelden farklı çalışır.

Taslak, kredi sisteminin kesin olarak daha düşük maliyet veya daha iyi sonuç sağlayacağını ortaya koymuyor. Çarpanlar ve teşvikler, mevcut zorunlulukların bir bölümünü farklı bir biçimde yeniden üretebilir. Buna rağmen belge, yenilenebilir hidrojen talebinin bağlayıcı ulusal tüketim kotaları korunmadan da desteklenebileceği bir çerçevenin Komisyon personeli tarafından incelendiğini gösteriyor.

Bu yaklaşımın önemi yalnızca 2040 yılı için 8 milyon ya da 18 milyon tonluk bir senaryonun seçilmesinden ibaret değil. Belirlenen miktar, sistemde ne kadar hidrojen bulunacağını gösterirken politika mimarisi, hidrojenin Avrupa’da hangi alanlarda ve hangi koşullarda yer bulacağını belirliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu